PDF Yazdır e-Posta

Meliha-Cemal Çapraz’ın oğlu olarak 17.07.1964’te Araç’ın Pelitören köyünde dünyaya gözlerini açan Çapraz için gün gelecek “Türk dünyasının Evliya Çelebisi” denilecek, zaman olacak “Kastamonu Tatarı” olarak anılacak, kimi zaman da ondan “Bozkurt Kemal” diye söz edilecektir.

1995 yılında Zühal Ardıç ile dünya evine girer. Bu evlilikten bir oğlu, bir kızı dünyaya gelir: Çağrı ve Çağla.

 İlk, orta, lise öğrenimini İstanbul Tuzla’da tamamlayan Kemal Çapraz, uysal ve başarılı bir öğrencidir. 1982 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu 1987’de bitirir. Aile mütevazı imkânlara sahip olduğundan ötürü hem çalışır, hem okur.

1985’te İnanç dergisinde gazeteciliğe başlar; aynı yıl, Türkiye gazetesine girer. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümünde Kırım Türkleri Basın Tarihi üzerine master yapar.

Türk dünyasıyla ilgili olarak yaptığı çalışmaları başta Türkiye gazetesi ve TGRT olmak üzere Türkistan, Türk Yurtları, Türk Yurdu, Doğu Türkistan’ın Sesi, Yesevi, Tarih Ve Medeniyet, Genişaçı, Hanımeli, Ufuk Çizgisi, Emel Dergileriyle Yeniden Diriliş, Azerbaycan Türklerinin Sesi Hazar gazetelerinde yayımlanır.

Kemal Çapraz, Kültür Ocağı Derneği (KOCAV), Basın Birliği, İstanbul Güvenlik ve Adliye Muhabirleri Derneği, Türkmenistan Türkleriyle Dayanışma Derneği, Turan Kültür Vakfı kurucuları arasındadır.

Sürgünde Yeşeren Vatan: KIRIM (İstanbul 1985) adlı yayınlanan bir eseri bulunan Kemal Çapraz’ın Türk dünyasında gitmediği, görmediği, gezmediği yer,  görüşmediği ünlü kalmamıştır dense yeridir.  Kırım’a giren ilk; Türk dünyasının önderleriyle rahat görüşen tek Türk gazetecidir.

Bir masa iki sandalye gibi yok denilecek imkânlarla yayınına başladığı, alkışlarla karşılanan, takdirlerle anılan Ufuk Ötesi Gazetesini insanüstü gayretlerle bıkmadan, usanmadan, yılmadan 78 sayı yayınlamakla kalmadı, 30 tane de kitabı kültür hayatımıza kazandırdı.

İnsanî ve meslekî kemaline herkesin hayran olduğu Kemal Çapraz’ın adı Türk dünyasıyla bütünleşmiştir demek, abartı değil, bir gerçeğin dillendirilmesi olur. Onun bitmek tükenmek bilmeyen enerjisini selâmlamamak, bütün yorgunluğuna rağmen değişmeyen güler yüzünün karşısında şapka çıkarmamak mümkün değildir. “Türk milleti”, “Türk Dünyası” dendi mi onun için akan sular dururdu.

Hatırası dünya durdukça gönüllerde yaşayacak, sevgisi de kalplerde saltanat sürecektir.